Eser-i Muamma |


         Ve Başlar…

         Ve başlar bitmesi ümidiyle. Arzular başlamadan bitmesini ümit eder aslında. Nasıl geçeceğine, nasıl olacağına zaman ve yüce mevla karar verecek.

        Günler sonra nihayet kalemi elime alabildim. 23 Aralık, bitmedi gitti be şu 23 Aralık. Sayın Okur, merakına bir nebze aydınlık mahiyetinde bir şeyler söyleyeceğim. Ertuğrul, üniversite mezunu bir er, tıpkı benim gibi ama o benim gibi asteğmen değil. O da benim, senin gibi bir anne ve bir babadan olma delikanlı er. Başkentte askerliği başlamış ve görev usulü kimsenin içerisini bilmediği o diyara yolculuğa başlamıştı. Sayın Okur, tüm öykü ve olayı kendim anlatacak değilim tabi ki de. Ben bir kahve suyu koyup geleyim. Sen de adım adım soğuk cehenneme adım at bakalım.

Anlatıcı: __ “Altı aylık zaman su gibi akıp geçmişti. Neticede görev, vatani görev sorumluluğu başa düşmüştü. Bir türlü bitmek bilmeyecek olan altı ay gelmişti. Anadolunun bir köyünde babası reşberlik yapan ve kendisi de zorluklarla üniversite okumuş olan Ertuğrul, Aralık ayında bot bağlamıştı. 21 günlük acemi hayatı iyi görünen ama acı dolu geçen bir dönem olmuştu. Gözünü hastalıktan açamamıştı.

Güncesindeki o çirkin yazılarını zorlukla sayın yazar okuyabilmişti. Pek alışamamıştı. Yeni arkadaşları dışında hiç bir şey iyi değildi.

        Hava şartları zorluydu. Her şey çok soğuktu. Olanaklar kısıtlıydı. Koğuşlar adeta buz gibiydi, çünkü kaloriferler arızalı olduğundan yanmıyordu. Kahvaltıda her şey soğuktu; çay, yumurta, ekmek ve her şey....

Kalemler dahi donup yazamaz oluyordu. Günce dahi yazmak zor olmuştu. Herkes hastalıktan kırılıyordu. Hasta bakım birimi maalesef yetersizdi. Eğitimler sıradan ve oldukça basitti. Fakat hava her zamankinden çok daha soğuktu. Uzun mu uzun, uzadıkça uzayan içtimalar herkesi kahreder olmuştu. Banyo sıkıntılıydı. Haftada sadece iki defa, 10 dakikayı geçmemek koşuluyla banyo yapılabiliyordu. Sabah 5.30’da herkes kalkıp tıraş olmak zorundaydı. Tüm bu olup bitenlere ayak uydururken, bir yandan da haline bakıyordu Ertuğrul.

Yeni tanıdığı Ufuk, Zeynel, Recep ve Alper gibi dostları vardı anacak tümünden yakında ayrılmak zorundaydı. Çok iyi arkadaşlık kurmuştu aslında ama nafile, ayrılık 21 gün sonra gelip çatmıştı. Ertuğrul da diğer arkadaşları gibi burayı ve olanakları pek sevmemişti. Ama geleceklerden aslında habersizdi.İlk bot bağladığı gün gibi yine bir sonraki birliğine trenle gidecekti. Kısa ama 3 - 4 saat sonra dünyanın kültür kenti, yazar ve şairlerin hayallerini süsleyen şehir olan istanbul’a geldi. Bir gece konaklayıp tekrar yola koyulacaktı. Cehenneme habersizce yolculuk yapacaktı. Cehenneme, soğuk cehenneme. Acı ve ızdırap dolu cehenneme…
 

Sonbahardı. Sonbahar, her şeyiyle ve her haliyle. Takvimler kış ayına ilk adım atmanın kıvancını yaşıyordu. Çoğu kent kardan nasibini alıştı. Mutluluk treni çoktan gardan ayrılmıştı. Dört saatlik yolculuğun ardından Ertuğrul cehenneme giriş yapacaktı. Başkentten adeta ağır bir darbe niteliğinde sürgün yemişti. Her şeyden habersiz sırtında bordo-lacivert valiziyle yola koyulmuştu. Çitlerle çevrili kışla yolunda ilerliyordu. Çitlerde nöbet tutan iki er soğuk ve manasız bakışlarını Ertuğrul’un üzerine dikmişti. Manasız bakışlara Ertuğrul selamla karşılık verdi. Selamı almak yerine başlarını her iki yana sallayıp vah çekercesine homurdandılar. Nizamiyeye yaklaşıp kapıdan içeri girdi. Elindeki izin kağıdını nöbetçiye verdi. Nizamiyeden çıkan astsubay, sertçe Ertuğrul’u süzüp nöbetçi askere bir kere bakış atıktan sonra; “Cehenneme Hoş geldin!” dedi.

 

Gözü bir an içeriğe ve etrafa kaymıştı. Başkentteki acemi birliği bir an aklına geldi. İki bin kişiden fazla askerden oluşan tabur, saatlerce soğukta beklediği o acı dolu günler aklına geldi. Yataklara düştüğü o anlar gözünün önünde canlandı. İlk gece uyuyamadığı acemi birliği işkence olmuştu. Usta birliğinden umutluydu ve her şeyin çok daha iyi olacağını ümit ediyordu. Aklında onca sorunun cevabını ararken, astsubayın bir er çağrısıyla irkildi. Gelen Er’e Ertuğrul’u bölüğüne götürmesini emretti.

Her adımda acemi birliğini düşünüyordu. Soğuk havaları, yemeklerin kötü ve yenilmez halde oluşunu, duş almanın ve banyonun kısıtlı olmasını ve dahasın düşünüyordu. Onun için askerlik çileli başlamıştı. Fakat usta olduğunda rahata ereceğini ümit etmişti.
 

Ağır hareketlerle koğuş binasına yaklaştılar. Bina adeta harabeye dönmüş haldeydi. Asker, neden buraya düştüğünü Ertuğrul’a sordu. Ertuğrul da bilmediğini belirtip, yoluna devam etti. Sonraki günlerde bu soruyu bizzat kendisine defalarca soracaktı. Koğuşa ilk adımı attığında zamanın bilinmezliğinde cehennem hayatı da acılar içinde başlıyordu…

 

“Koca bir sarsıntıyla başlayacaktı her şey…”

 

Değerlendirme: 5.0/1

Yorum:
avatar


Powered by uCoz